10 Mart 2015 Salı

ESKİŞEHİR'İN BAŞSAVCILARINA İHBAR DİLEKÇELERİ





                             ESKİŞEHİR CUMHURİYET BAŞSAVCILIK MAKAMI'NA 
    İLK DİLEKÇEM                                                                                                      
                                                                                                                18 / 06 / 2004
                       Sayın Başsavcım,
                       Öncelikle saygılarımı sunuyorum.
                       Bildiğiniz gibi Eskişehir Valiliği ile başlayan şikayet dilekçelerim ve mektuplarım, kısa aralıklarla devam ediyor.  Başbakan'a, Adalet Bakanlığı'na, en az on TV ve gazeteye, Eskişehir Emniyet Müdürü'ne derken, sizi ihmal etmenin yanlış olacağını, aslında ilk olarak size yazmam gerektiğini üzülerek hatırladım.
                       Bu mektubum son olmayacak. Sırada Cumhurbaşkanı'mız, İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa Birliği'ne yazacaklarım var. Kısacası demek istiyorum ki,  bu hırsızların yakasını bırakacağımı kimse hayal etmesin.
                        Bir Allah'ın kulu çıkıp da şahsıma sormuyor:
                        -Kardeşim, senin derdin ne?
                       Azarlanmak, bazı iddialarımı çürütmeye çalışmak, bu konuda savaşmamı engellemez, çoğaltır. Ayrıca bir polis amirinin alaycı gülüşüyle şahsıma bakarak "Şu meşhur Kenan Akkuş sen misin" sözleri, Emniyet Personeli içinde  kötü imaj  verdiğimi düşündürdü. Oysa amacım "kaka vatandaş" olmak değil, polise ve adalete destek çıkan bir vatandaş olmaktı.  Mağdur olmuşlar dışında kimse algılayamadı, olsun...
                     Sabıka kaydımı incelerseniz, ticarette iflas etmiş, işyeri ve evi icraalarla talan edilmiş, taahhüdü ihlalden 11 gün,  mal beyanından 5 gün cezaevinde yatmış, sonra da tüm borçlarını kuruşuna kadar ödemiş, alacaklılarından özür dilemiş sıradan bir vatandaşım. "Meşhur" falan değilim.
                    Türkiye Cumhuriyeti Adaleti şahsım için çok güzel ve hızlı işledi. GIK'ım çıkmadı. Temyiz yolunu dahi seçmedim. Kuzu kuzu cezaevinde yatıp, yeyip içtiklerimin parasını ödediğim gibi, çıkınca da borçlarımı ödedim. Üstelik cezamı kendim çektim. Para ve vaatlerle başkasının üstüne yıkmadım. Şenol Ilgaz gibi...
                    Adam hırsızlık yapıyor,  "özür dileyeceği" yerde yağ gibi üste çıkıp, şahsıma çamur atmanın yollarını arıyor. "Asılsız ihbarlarda bulunduğumu" ve "750 kilo hurda çaldığımı"  iddia ederek şahsımdan şikayetçi oluyor. İşin garip tarafı, Ilgazalar AŞ'den ayrıldıktan tam 7 ay sonra iftirada bulunuyor. Bu iftirayı belgelemeseydim,  "750 kilo hurda çalmaktan" hüküm giyecektim, cezaevine girecektim. Çocuklarım aç kalacaktı.  Adam bunları düşünmüyor: "Ben kendimi AK'lıyayım da, başkası ne olursa olsun". Yazık değil mi aileme?  Bu adamların aklı yalana-dolana, dümene ve hırsızlığa çalışıyor. Bu suç şirketine "işçi olarak" girmediyseniz, asla bu insanları tanıyamazsınız.  Sizlere bir düzine isim sayabilirim.  Çağırın bu insanları sorun. Size anlatacaklarımın aksini söylerlerse, namerdim. İsmini vereceğim kimselerin hepsi de dürüs insanlardır. Ilgaz'ın bir şekilde gazabına uğramışlardır.  Tekme tokat  dövülerek işten atılan üç kişi:
                    1). Makam şöförü Mahmut
                    2). Önce kapıcıydı, sonra işçi oldu: Ali (Kaçak Villalarda)
                    3). Şöför olarak çalıştırdığı yaşlı bir adam, Konyalı: Ali Yılmaz. Emekliliğine bir ay kala tekme tokat dövülerek şirketten atıldı.
                    Ayrıca, belfıtığı ameliyatı olduğu ve rapor aldığı için şirketten atılan laboratuvarcı Ali...
                      Evimi taşırken yardımcı olan ve "şahit" olarak gösterdiğim, ayrıca şahsıma karşı "yalancı şahitlik" teklif edilen ve bunu kabul etmeyen kamyon şöförü Hasan. "Mazot çalıyor" iftirasıyla işten attılar.
                     Bir Hasan daha var, o da şöför. Kepçeci Ali İhsan Sertel'in akrabası, Şenol Ilgaz bu şahısa çok eziyet ediyordu. tekme tokat dövüleceğini anlayınca şirketten kendisi ayrıldı.
                     Bu insanlara Şenol Ilgaz'ı sormak ve cevabını almak hiç de zor değil. Bu adamla çalışan bilir. Hırsızlık yapmak ve yaptırmak, ayrıca işçilerine eziyet edip "tekme tokat" işten atmak "hobi" haline gelmiş bu adam için. Dedim ya bunu anlamanız için bu suç şirketinde "işçi olarak" çalışmanız lazım.
                     Bu şirketle ilgili iki olayı anlatacağım. İnanmanız için şahit bile gösterebilirim: Ocak-Şubat-Mart 2003 ayları çok sert bir kış yaşamıştık. Üç ay boyunca maaşımı ödemediler. Başka bir yan gelirim de olmayınca, çoluk-çocuk üç ay boyunca dağın başında aç kaldık. Köpeklerine çuval çuval kuru ekmek bulup gönderiyorlardı fakat "bekçi maaşı"mı  ısrarlarıma rağmen bir türlü alamıyordum. Aç kalmamak için köpekleri gönderilen yeşillenmiş kuru ekmekleri yemek zorunda bırakıldık. Üstelik şantiye içindeki yüksek gerilim hattı panosu rüzgardan devrilince, iki ay boyunca elektriksiz kaldık. Elektrik olmayınca, santrafüjle çalışan kuyudan su da alamadık ve iki ay susuz yaşadık. Israrlı telefonlarıma rağmen "bugün-yarın" diyerek oyaladılar. İsyan etmeye başlayıp işyerinden ayrılmaya karar verdiğimi öğrendiklerinde, adamlarını gönderdiler ve elektriğim de geldi, suyum da açıldı, maaşım da ödendi. Fakat bu olaylar sonrasında eşimle aram açıldığı gibi, kavgalarımız çoğaldı, yeşillenmiş ekmeklere talim eden, kar suyunu içen çocuklarımın psikolojisi tamamen bozuldu. Çocuklarımdan biri bu sene ilkokula başlaması gerekiyordu. Fakat Şenol Ilgaz'ın yüzünden okula kayıt ettiremedim.
                     İkinci olay:  Nisan 2003 ayının başlarıydı, asfalt sezonu yeni açılacaktı.  sabah saat altı gibi  Şenol Ilgaz ve kepçecisi Ali İhsan Sertel şantiyeye geldi.  Şenol Ilgaz beni yanına çağırarak "Senin suratını hiç beğenmiyorum" dedi. Üç ay boyunca maaşım ödenmemiş, dağın başında elektriksiz ve susuz kalmışım, üstelik köpeklerin yeşillenmiş ekmeklerini yiyerek ölmemeye çalışmışız. Benden "iyi surat" beklemiş olmalıydı. Sonra tekrar bağırdı: "Gir şu  su tankının içine, temizle..."
                    Hiç bir mecburiyetim olmadığı halde su tankına girdim.  Fakat girmemle çıkmam bir oldu.  Saldıran yüzlerce arı her yerimi ısırıyordu. Arıların saldırısından kurtulmaya çabalarken Şenol Ilgaz ve Ali İhsan Sertel, bu halime kahkalarla gülüyorlardı. "Günaydın, Beyim. Uyandın mı?" dedi Ilgaz.  Aklı sıra şahsımı uykudan uyandırmak için arı dolu su tankının içine sokmuştu. Su tankını temizletmek bahaneydi. Yüzümde, kollarımda ve boynumda yirmiden fazla şişlik vardı. Moralim bozulmuştu, canım da yanıyordu, hiç bir şey söylemeden evime gittim. O anda, yıllar önce arı sokmasından ölen bir komşumu hatırladım. Eğer allerjim olsaydı ve ölseydim. eşim ve çocuklarım ne yapacaktı?  Şenol Ilgaz'ın umurunda bile değildim:"Bana ne, arı sokmuş, ölmüş" diyecekti.  Bir hafta boyunca tanınmayacak halde olan yüzümle evimde bekledim.
                     Sayın Başsavcım,
                     Şenol Ilgaz'ın işçisine verdiği değerden küçük kesitler sundum. Bu yaşadıklarımı doğrulayacak kimseler var.  Fakat inanın, bu adama karşı kin ve nefret hislerim yok. Amacım, kanun tanımayan gücünü ezmek,  bir ders vermek.  İşlediği suçlarına ortak olmayacak bazı insanların da bu dünyada yaşadığını isbat etmek.  Para-pul hikaye...
                    Şenol Ilgaz'ın oğlu İsmail Ilgaz'a sorun bakalım: Şahsımı evimin telefonundan onlarca kere aradı, kendi işyerine davet etti.  "Biz adam yemeyiz, gel konuşalım, anlaşalım" lafları etti. Neyi konuşup anlaşacakmışız? Babasının ve kardeşinin hırsızlıklarını mı? Benimle iki şekilde konuşurlardı: Ya bir çok belgeyi zorla imzalatacakları (ki öyle yaptılar), ya da susmam için rüşvet teklif edeceklerdi. İlkini yaptılar, kendilerini AK'layıcı, şahsımı karalayıcı birçok belge imzalatmaya çalıştılar, ellerinden zor kurtuldum.  Şahidim de var. Kolay lokma olduğumu sandılar,  fakat kılçıklarım boğazlarına battı ve orada kalacak.
                     Aklıma gelmişken, Mehmet Ilgaz arasıra kafayı demleyip, akşamın kör vakti Çukurhisar'daki şantiyeye gelir, tabancasıyla silah talimi yapardı. Zahmet olmazsa bir soruverin: "Silahının ruhsatı var mı?" diye. Herhalde vardır.
                     Bir de şunu sorun Konyalı şöför Ali Yılmaz'a(Tekme tokat dövülerek şirketten atılan yaşlı şahıs): "Şenol Ilgaz, Sigorta Şirketi'nden para almak için sana kamyonu şarampole attırarak parçalattı mı, parçalatmadı mı?" Bu adamın aklına uyarak kamyonu parçaladın mı, parçalamadın mı?" Bir de bu sigorta şirketinin ismi lazım, ihbarda bulunacağım da...
                    Sayın Başsavcım,
                    Mektubuma başlarken size hitap ettiğim gibi, Devletimizin çok önemli bir makamında  görev aldığınız için saygım sonsuzdur. Gönlüm isterdi ki Ilgaz soyadlı bu kimselere de saygılı olayım. Bu kimseler kendi kendilerini yaktı.  Eğer şahsıma "750 kilo hurda çaldı" diye ifademi aldırmamış olsalardı, bu işi büyütmeyecektim. Sit alanındaki kaçak villalardan söz etmeyecektim.  (Şu anda höyüğün hemen yanıbaşına üç villa temeli daha açtılar). Kendileri kaşındı, ben de gereğini yaptım.  Devam da edeceğim. Vakti geldikçe belki yeni ihbarlarla ve belgelerle başka makamların kapısını çalarım, belli mi olur? Kanunlarımıza saygılı olmayı nasıl becerebiliyorsam, Ilgaz soyadlı bu şahsiyetlere de saygılı olmayı öğreteceğim.  Para güçleri sayesinde kanunların üstüne çıkmayı, hobi görüp bir de sıçmayı çok iyi beceriyorlar. Fakat bunun sonu yakın, göreceksiniz.  "Ürettikleri asfaltta eksik malzeme kullanıyorlar" diye ihbar ettim, belge gösterdim. Muhatap olduğum kimseler inanmadı. Döktükleri asfaltın 250 metrekarelik bölümü çöktü. Herhalde şimdi inanmaya başlamışlardır. Asfalt yenilenir, konu kapanır. Fakat Eskişehir Subay Orduevi Binası çökerse, ne yapacaklar? Deprem bekliyorum. Bina asfalta benzemez ki?  İçinde ölen subaylar ve yakınları için Ilgaz,  mevlüt mü okutup kendini affettirecek?
                  Şenol Ilgaz, nabza göre şerbet vermeyi çok iyi bilir. Oğlu İsmail Ilgaz da koyu bir AKP'li oldu.  Allah-Kitap tanımayan bu insanlar, Hükümetten destek bekliyor. Umurumda değil. Bu işin sonu nereye varacak sabırsızlıkla bekliyorum.  Bu kimselerin kanun tanımayan gücüne kimler göz yummuş, kimler aracı olmuş, mevki-makam sahibi bir çok insan alaşağı edildiği zaman, gazetelerin birinde bu konuyla ilgili makalemi mutlaka okuyacaksınız. Şimdiden hazır bile, sonuç bekliyorum.
                 Senelerce gazetelerde hırsızlık, rüşvet ve ahlaksızlık üzerine makaleler yazmış  biri olarak, mektubumda yazdıklarımı saygısızlık olarak algılamayın lütfen.  Vatanını ve Milletini seven, Atatürkçü, merhamet dolu biriyim.  Sadece haksızlıklara boyun eğmesini öğreten olmadı. Kanunlara saygılı olmayı, polisimizin, savcımızın ve hakimimizin yanında olmayı ilke edindim.  Alnım açık, başım dik... Her kapıyı çalmasını bildim.  Bu kapıların kimisi sonuna kadar açıldı, kimisi de hiç duymadı. Lütfen siz duyanlardan olun. Samimiyetime güvenin, yalan laf etmediğime inanın.
                  Bu işi sonuna kadar götüreceğimi de bilin.
                  Görevinizde başarılar diler, saygılarımı sunarım.
                                                                                                                     Kenan AKKUŞ

             ESKİŞEHİR CUMHURİYET BAŞSAVCISI GÖKHAN KARABURUN'A

                                                                                                                               09/05/2005
                          H TİPİ KAPALI CEZAEVİ MÜDÜRLÜĞÜ KANALI İLE,
              ESKİŞEHİR CUMHURİYET BAŞSAVCISI GÖKHAN KARABURUN'A,
              Sayın Başsavcı,
              Öncelikle makamınıza saygılarımı sunuyorum.
          Sizden, "dilekçeme cevap hakkımı" hatırlatarak, ileteceğim konularda görüşlerinizi istirham ediyorum.
              Ilgaz mafyasının üç numaralı patronu İsmail Ilgaz'la olan telefon görüşmemde: "Tüm pisliklerinizi bir de Başsavcı Gökhan Karaburun'a anlatsam, Vekili'nden hayır yok" diyorum. Karşılığında: "Benden de selam söyle" cevabını alıyorum. Vekiliniz tarafından suçlanmak maksadıyla  dinletilen telefon kayıtlarında  mevcut.  Bu şahıs nereden ve kimden aldığı cesaretle böyle bir cevap veriyor. Telefon kayıtlarına ulaşınız ve lütfen şahsımı bilgilendiriniz.
              Vekiliniz Coşkun Mutluer'in de, Milletin Vekili Murat Mercan'ın da, Devletten maaşını alarak yine Devlete karşı suç işlediğini ispat edebilirim. Bu suçun ismi malum: VATAN HAİNLİĞİ...
             Ancak, Vekil ne demektir, hatırlatmak isterim. Tesadüfe bakınız ki suçladığım iki şahıs da VEKİL.
             Bir şahısın başka bir şahıs tarafından belirlenen konularda temsil etmesi, işi takip etmesi, işi yapması malumunuz. İfa ettiği görevden sorumlu olduğu kadar yaptığı her eylem, temsil ettiği şahısı da bağlar. Şu halde:
             Cumhuriyet Başsavcısı'nın Vekili Coşkun Mutluer'in yaptığı her eylem, kendisini olduğu kadar sizi de bağlar. Sizin adınıza görev ifa ederken, yine sizin adınıza kanunsuzluklar yapıyor. Yanlış mıyım?
              Eskişehir'de Adaletin zirvesini temsil eden Başsavcı adına, Coşkun Mutluer'in "Görevini kötüye kullanması", sizi neden rahatsız etmedi? Neden tepkinizi koymadınız? Emniyet Müdürü'müz "Savaşa devam" desteği verirken, siz neden: "Anlat kardeşim bildiklerini, göster şu belgeleri, kanun tanımayan her kimse yargılansın" demediniz?
              Eskişehir Kaçakçılık Şube Müdürü Mustafa Bey'i araya koyarak şahsınıza ulaşmaya ve birtakım bilgiler vermeye çalıştım.  İsteğimi neden kabul etmediniz? Vali'miz ve Emniyet müdürümüz şahsıma "teşekkür" ederken, Devlet adına çalıştığımı neden düşünemediniz? Aslolan devlete hizmet. Unuttunuz.
               Sayın Başsavcı,
               Sayın Vekilinizin, bir mafyanın suçlarını örtbas ve himaye edecek kadar yüreği yok. Arkasında her kim var ise ortaya çıkaracağıma inanabilirsiniz. Belki de bunu bizzat kendisi açıklar. Umuyorum...
              19 aydır bu mafyaya savaş açıp belgelerle ihbar eden benim. Emniyet de sizler de sadece seyrettiniz. Adalet Bakanı ve Vali sayesinde Emniyet Müdürü'müz ihbarlarımı kaale aldı ve soruşturmalar sonucunda, suçladığım tüm şahsılar hakkında takibat başlatıldı. Emniyet Müdürü'müzle ve Vali'mizle neden irtibat kurmuyorsunuz? İsmini kullanarak deşifre ettiğim tüm şahısların suçlu olduğunu açıkça taahhüt ettim. Makamınız taraflı davranıp  lüzumsuz suçlamalarla şahsımı hapse gönderiyor. Adalet bunun neresinde?
              Makamı itibariyle sahip çıkmış olabilirsiniz. Fakat bu şahıslar devlete karşı suç işlediler. "İftira davası" açamadılar. Vekilinize lütfen sorunuz: "Bir senedir iftira davası neden açamadı?" Murat Mercan da açamaz ve hatta yedi  müdür daha var, onlar da iftira davası açamaz. 19 aydır şahsıma karşı dava açamayan mafya gibi, iddianamede "Karşılıklı dava açmışlardır" kısmını lütfen çıkarınız. Şahsıma dava açan olmamıştır.
           Parti Genel Merkezleri'ne ve Milletvekillerine gönderdiğim mektuplarda suçladığım şahısların makamlarından söz etmeseydim, sadece isimlerini deşifre etseydim, bu şahısların hangi makamı işgal ettiğini kim bilebilirdi? Sarı çizmeli mehmet ağa...
             Devletimin hiç bir makamını küçük düşürecek eylemim olmadı. Sayın Cemil Çiçek de biliyor, Valimiz de, Emniyet Müdürü'müz de... Vekiliniz aslolan görevini yerine getirseydi de, mafyanın kanunsuz işlerini örtbas etme yoluna gitmeseydi.
             "Neşir yoluyla küfür" ne demek?Biraz gerçekçi olmanızı beklerim. Gazete ya da benzeri neşir aracım yok ki umuma neşir edeyim? Ben sadece ihbarcıyım. Suçluları belgelerle ve şahitlerle ihbar ederim, o kadar. İhbar ettiğim şahıslar "umuma neşir ettilerse" beni bağlamaz. Sizler neşredenlerin yakasına yapışın. Doğru olan budur.
             Devletimin bir memuru görevini yapmamış, ben de deşifre etmişim. Bir "suç şebekesine"  bulaşma riskini göze aldıysa,   başına gelecek her şeyi kabul etmeli. Tıpkı şahsım gibi, vatandaşlık görevimi yapıyorum, kendimi cezaevinde buluyorum. İhbarlarımı örtbas edip bir mafyaya hizmet edeceğine, maaşını aldığı  devlete    hizmet borcunu ödeseydi.   Aklını kullanamadıysa suç benim mi? Dediğim gibi sadece ihbarcıyım. "Hakaret" ne haddime?
              Murat Mercan çok ayrı bir konu. Boğaziçi'nden mezun, yurtdışında master yapmış, kariyer sahibi bir Doçent'in, Ilgaz mafyası tarafından kullanılması, Murat Mercan için kötü bir son. Ilgaz mafyasının umurunda bile değil. Bu adamın işini bitiren, Şenol Ilgaz'dır. Kaldıramıyacağı kadar pislik yükledi ve adamcağız çöktü.
              Murat Mercan'la Şenol Ilgaz arasındaki suç ilişkilerini konu alan 50 sayfalık bir tez hazırlayabilirim.  fakat bilmeniz gerekenleri kısaca özetliyeyim:
              2002 Milletvekili seçimlerinden önce de, sonra da bu suç şirketinin içindeydim. Seçim zamanı kullandığı arabasından ve seçim için tutulan arabalardan tutun da, benzinine kadar, hatta olabilecek her türlü seçim masrafını Şenol Ilgaz karşıladı. Bu mafya babasının kesenin ağzını açmasında sadece bir tek düşüncesi vardı: Sit alanı olduğunu bilerek satın aldığı araziye 30 adet lüks villa yapıp satmıştı. Odunpazarı Belediyesi'nden aldığı geçersiz "Tadilar ruhsatlarını"  "İnşaat ruhsatı" yapmanın yolu TBMM'den geçiyordu. Yani bir Milletvekilinin "Sit alanlarının imara açılması" için çalışmalar yapması gerekiyordu. Şenol Ilgaz teklif götürdüğü halde yedi senedir Milletvekillerine bu işi yaptıramamıştı. Murat Mercan bu iş için seçtirildi. Bunu, şirket içinde çalışıp da bilmeyen yoktur. Sadece Murat Mercan bilmiyordu, seçilince öğrendi. Ilgaz mafyası, yasa dışı işlerini alenen yapar. Kimseden çekinmez. Çünkü onları koruyan, himaye edenler vardır, hep olmuştur.
              Ilgaz mafyasının maddi ve manevi desteğiyle Meclis'e giren Murat Mercan, görevine başlamasından hemen sonra, Şenol Ilgaz'dan kişisel istekler gelmeye başlar. Bunların arasında BUDA isimli diskoyla ilgili istekler de vardır. Murat Mercan "vefa borcunu" ödemeye başlar.
               Murat Mercan koltuğuna yeni yeni ısınmaya başlamıştı ki, Şenol Ilgaz'ın kirli çamaşırlarını ortaya sermeye başladım.  Murat Mercan da bu şekilde Ilgaz'ın yasa dışı işlerini öğrenmeye başladı.  Tarihi eser kaçakçılığı, Frig Höyüğünü dağıtma, sit alanındaki kaçak villalar, hırsızlık, devleti hortumlama, cinayet, sahtecilik, adam dövme, rüşvet verme, Subay Orduevi'nde binaya zarar verme, tehdit..
               Ilgaz'la 11 senelik dostlukları olmasına rağmen, kanunsuz işler yapan dostunu tanıyamamıştı.  Peşpeşe ihbarlarım yağmaya başlayınca, bu Milletin Vekili "Ilgaz'dan nasıl kurtulurum?" diye düşünmeye başladı, fakat kurtulamadı. Nabza göre şerbet vermeyi iyi bilen Şenol Ilgaz, her defasında kandırdı. Aynen böyle. Sorunuz.
               Bu mafya aracılığıyla  Coşkun Mutluer'i ve Murat Mercan'ı defalarca uyardım. Telefonlarını aradım, bulamadım. Meclis'te makamına gittim. Konuşmak istedim, bahane uydurarak şahsımı kabul etmedi. Babası Doktor Nafiz Mercan'a şikayet ettim.  Ilgaz mafyasını korumaktan yine vaz geçmedi. "Sen bilirsin" dedim, vazifemi yaptım.
              Sözün kısası: Eskişehir'de Coşkun Mutluer, Ankara'da Murat Mercan, Şenol Ilgaz'la ilgili, resmi makamlara yaptığım tüm ihbarlarımı örtbas etmeyi becerdiler.
               İhbarlarım içinde en önemli olanı: Subay Orduevi'nde kolon patlatıldı. Bu kamu binası çökerse Sayın Vekiliniz ve Sayın Mebusum ne yapacaklar dersiniz? Defalarca ihbar etmeme rağmen özveriyle çalışarak kapattılar. Eskişehir'de deprem olmıyacak mı sanıyorlar? Bir insan Milletine ve Devletine bu kadar büyük hainlik edebilir mi? Onlara tavsiyem: Ölecek subay ve eşleri için şimdiden mevlüt şekerini sipariş etsinler. Ilgaz da mevlüt okutacak. Deprem yakın. Göreceksiniz.
              Bu dilekçemi lütfen dosyama koyunuz ve cevap hakkımı da unutmayınız. Savunmamı hazırlıyorum da...
               Bilgilerinize arzolunur.                                                               Kenan AKKUŞ
H Tipi Kapalı Cezaevi B-10 Koğuşu ESKİŞEHİR
                                           -------------------------------------------------------
              Sayın Başsavcı, Başbakan'ın talimatı üzerine şahsımı 34 gün cezaevinde susturmuştur. Cezaevinden Sayın Başsavcı'ya hitaben yazmış olduğum yukarıdaki dilekçemi alıp okuyan Sayın Başsavcı, "dilekçeme cevap hakkı" göndermek yerine bizzat cezaevine gelmiş ve Cezaevi Müdürü'ne yalan söyleterek bu mektubumu almamış ve okumamış oyunlarıyla mektubum şahsıma iade edilmiştir.  34 gün Cezaevinde susturulduğum bu "hakaret" davası, Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülürken, "Milletvekili Murat Mercan'ın talebi üzerine" bu dosya kasıtlı olarak yok edilmiştir. Kimlerin "vatan haini", kimlerin vatansever olduğu da böylece ortaya çıkmıştır. Yukarıdaki dilekçemin yorumunu kamuoyuna bırakıyorum.

SON DİLEKÇEM
                           ESKİŞEHİR  CUMHURİYET BAŞSAVCISI 
                                 Sayın Gökhan Karaburun'a,
            Öncelikle Makamınıza saygılarımı sunarım.
           KONU 1. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün şahsıma gönderdiği 08.02.2008 tarih ve B.03.0.CİG.0.00.00.01-105.26-3914-2007/8271 sayılı yazısı gereğince, şikayetçi olduğum Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen ve “Şenol Ilgaz ve arkadaşları” ( ILGAZ ÇETESİ)  “hakkında tabi oldukları usul hükümleri uyarınca gereğinin tayin ve takdirini” Başsavcılık Makamı’nızdan talep ediyorum.
          KONU 2. 27/05/2005 tarihinde “Görevli memura görevinden dolayı hakaret” ve “Milletvekiline sıfatı nedeniyle müteselsil şekilde hakaret, umuma neşir yoluyla sövme” iddialarıyla yargılandığım Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki dava, müştekiler  Milletvekili Murat Mercan ve Eskişehir Cumhuriyet Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer’in, “şikayetlerini geri almaları” (başka sebep olabilir mi?) sonrasında 1. Asliye’de görülmesi gereken bu dava kaybolmuştur. Ortada dava ve davacı olmadığına göre, “suçlu” da yoktur. Anlaşılıyor ki, 2005 senesi Nisan ve Mayıs aylarında 34 gün suçsuz yere hapsedildim. Bu 34 gün hapisten dolayı, katıldığım mahkemelerde “sabıkalı” olarak zabıtlara geçmekteyim. “Sabıkamın” silinmesini, ayrıca suçsuz yere cezaevine gönderen Milletvekili Murat mercan ve Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer’den, mağduriyetimin ve iş gücümün tazminini (faizsiz) talep ediyorum.
          KONU 3. Yukarıdaki söz konusu dava olmadığına göre, 1. Asliye Ceza Mahkemesi’ne “Mazeret Dilekçem” olarak Erdemli’den gönderdiğim ve 1. Sulh Ceza Mahkemesi’ne teslim ettiğiniz, ayrıca bu dilekçemden dolayı 20 ay hapis cezası aldırdığınız dava şu anda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nda incelenmektedir. İlgili mahkemeye göndermiş olduğum fakat sonradan “davanın kasıtlı olarak yok edilmesi” sonrasında “mazeret dilekçem” de “hükümsüz” olmalıydı. Fakat Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılık Makamı “mazeret dilekçemi”, olmayan bir mahkemeye göndermek yerine 1. Sulh ceza mahkemesine göndermiş, şahsıma 20 ay hapis kararı çıkarmıştır. Bunun açıklamasını şahsıma ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazılı olarak yapmanızı, bu dilekçemin fotokopisini (Yargıtay’a) göndermenizi talep ediyorum.
          KONU 4. 08/02/2008 tarihinde  Eskişehir 1.Sulh Ceza Mahkemesi’nde yargılandığım davada “İddianame”de yazılı olanlar tamamen iftiradır. Bunu zaten ispatladım. “Beraat”imi talep edebilirdim fakat etmedim. Bazı gerçeklerin ortaya çıkması için bu mahkemelere katılacağım ve yasadışı tüm pislikleri belgelerle ispatlayacağım.İddianamedeki iftiralardan dolayı kasıtlı olarak 30 gün hapsettirdiniz. 30 gün mağduriyetim ve 30 gün iş gücü kaybımın bedelini de siz Sayın Gökhan Karaburun’dan (faizsiz) talep edeceğim. Üstelik 3. Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi’nin “Tutuklama isteğinin reddi”ne rağmen ve gerekçesine rağmen kasıtlı olarak 30 gün susuturulmamın gerçek sebebini Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı Makamı'ndan yazılı olarak öğrenmemi talep ediyorum.   Ayrıca şahsıma gözdağı veren ve şahsımı kasıtlı olarak “Ağır Ceza Mahkemesi Salonu”nda yargılayan Hakim’i, şahsıma yönelttiği “Sen vatandaşlık görevini yapmışsın, bir daha böyle şeyler yapma, daha önce bu vatandaşlık yüzünden 34 gün yatmışsın, biraz daha yat. Bol bol da Ağır Ceza Mahkemesi'ne mektuplar yaz” sözlerinden dolayı kınıyorum. Şahsıma “gözdağı” verdirmekle hiçbir şahıs AK’lanamaz.  Ayrıca,  “Tahhüt ettiğim doğruları belgelerle makamınıza iletmeme” rağmen ve bunların doğru olduğunuzu bilmenize rağmen, siz ve emrinizdeki tüm savcılar şahsıma karşı bir “linç” kampanyasına giriştiniz. Bunun sebeplerini mektuplarımda defalarca anlattım. Şahsımı anlamak yerine “Ilgaz çetesini” koruma yolunu seçtiniz. Bu sebeplerden dolayı makamınızı değil, siz Gökhan Karaburun’u, Coşkun Mutluer’i ve tüm savcıların şahsını kınıyorum. Sadece ve sadece ülkesi için ölümüne hizmet eden bir şahısla ilk defa karşılaştığınızı tahmin ederek, bu davranışlarınızı (mecburen) saygıyla karşılıyorum. Adalet er-geç yerini bulacaktır ümidiyle ÇETE ile olan mücadeleme aynen devam ediyorum.
          KONU 5. Müşteki olan siz Gökhan Karaburun, Coşkun Mutluer ve Yılmaz Büyükerşen,  ikinci bir dava açma gereği hissetmişsiniz fakat bu dava dosyasını elinizden geldiğince lüzumsuz şeylerle şişirmişsiniz. “1. Asliye Ceza mahkemesine dava açıldığını” belirtmişsiniz, fakat ortada bu dava yok, ne oldu Sayın Başsavcı’m? 3. Sulh Ceza Mahkemesi “iftiralarla dolu” iddianameyi okuyarak gıyabımda yargılamış ve bu dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nda incelemede. Bunlara iddianamede yer vermeniz, şahsıma yöneltebileceğiniz “suç” bulamamaktan kaynaklanıyor olmalı.Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün 30/09/2006 tarihli “ifade talebi” şu anda elimde. Verdiğim ifademin sureti de elimde. Bu makama bizzat gönderdiğim belgeler kaale alınmış olmalı ki, bu konuda ikinci bir işleme gerek görülmedi. Bu konuyu “İddianame”de yer vermeniz, şüphesiz şahsıma yöneltebileceğiniz bir “suç” bulamamaktan ileri geliyor.  “Şahsın sabit ikametgahı olmaması” sözleriniz ise tamamen iftiradır. Kayıtlı olarak ikamet ettiğim adres:  Erdemli’dir. Bu adrese gönderilen tüm tebligatlar elime geçmiştir. Ayrıca 2007 senesinin Haziran ayından bu yana  sekiz aydır,  oğlumun ikamet ettiği evde “misafir” olarak kalmaktayım ve şahsıma gönderilen tüm tebligat ve evrakları aldım, kasıtlı olarak gönderilmeyenleri alamadımBaşka Kenan Akkuş’lara gönderilen tebligatları da aldım. Bunlardan birini zaten mahkemeye “şahit” olarak getireceğim. 2007 Haziran ayında "oğlumun evinden" gecenin bir yarısı  polis ekiplerince paketlenmem, nezarete atılmam ve Mahkemeye çıkarılmam sonrasında Eskişehir'de ikamet ettiğimin belgesi "Yakalama Müzekeresi" olarak 2.Sulh Ceza Mahkemesi'ndeki dosyamda bulunmaktadır.  Bu müzekkerenin varlığından haberi olan Savcılar ve Hakimler "gıyabımda" duruşmalar yapmışlardır.   Hal böyle olunca, iddianamede sadece “internette hakaret” suçlaması kalıyor. Yahoo.com’la hiçbir alışverişim olmadı. Bunun ispatlanması gerekiyor. Sözkonusu iddialar yahoo.com’a nasıl girmiş, kimler bunlara yer vermiş,  IP numaralarından internet polisi çözebilir. Kısacası Yahoo.com’la ilişkim olmadı. İlgazimafyam.sitemynet.com’a gelince… Bu site ile ilgili Mynet’ten bilgi istedim “Suçlandığımı” ilettim, “ilgazimafyam.sitemynet.com” isimli sitenin İsmail Ilgaz tarafından yüklendiğini söylediler. Bir de siz sorun, size de herhalde farklı cevap verecek değiller. Şu halde, şahsımla ilişkisi olmayan her hangi bir site ile ilgili yargılatmak, doğrulara ulaşamayanların acizliğidir.  Kısacası şişirerek 1. Sulh Ceza Mahkemesi’ne sunduğunuz ikinci dosya tamamen “fiyasko”dur. Lüzumsuz iddialarla yargıyı oyalamak yerine, lütfen biraz gerçekçi olunuz da elimdeki belgeleri teslim alınız. Bunları almadığınız sürece gerçek suçlu sizsiniz.  1. Sulh Ceza Hakimi, elimdeki tomarla belgeleri görünce “Şimdi zamanım yok, sen en iyisi yazılı savunma dilekçesi yaz” diyerek mahkemeyi bir ay sonraya attı. Benim böyle bir talebi olmadı. Sayın Hakimlerin şahsıma ayıracak vakitleri olmadığı için bu lüzumsuz ve şişirilmiş “dava”yı arzetme gereği duydum. Şahısma 20 ay hapis cezası aldırdığınız “Yazılı savunma dilekçesi”nde olduğu gibi yeni bir “yazılı savunma dilekçesi” hazırlayacağımı sanmayın. Bundan sonra ağzımdan çıkacak kelimelerle savunmamı yapacağım. Kısacası sizlerin eline yeni bir koz vermeyeceğim.
          KONU 6. 14/02/2008 günü 1. Sulh Ceza’daki duruşmadan sonra, Yılmaz Büyükerşen’in Avukatı Cemal Okan Yüksel, Sakarya Gazetesi’ne “iftiralarla dolu” beyanlarda bulundu.  Sizi, Coşkun Mutluer’i ve Büyükerşen’i “TEHDİT” ettiğimi söyledi.Ayrıca lüzumsuz ve yalan dolu zırvalar.  Ertesi gün “Başsavcı’ya ve Büyükerşen’e tehdit” suçlamasıyla ve fotoğrafımla Sakarya Gazetesi’nin birinci sayfasında yer aldım. Siz Eskişehir’de Adaletimizin sorumlusu olan Başsavcı, bu yalanlar karşısında ne yaptınız?  Bu yalancı avukatı uyardınız mı? Bunların doğru olmadığını Sakarya Gazetesi’ne bildirdiniz mi? Linç kampanyasına bu yalancı avukatı ve Sakarya Gazetesi’ni de mi dahil ettiniz? Pişmanlık duyacağınız bir gün gelecek mi Sayın Başsavcı?  İşte o günü sabırsızlıkla bekleyeceğim.
          KONU 7. Sayın Başsavcı, Başbakanlık Makamı’na 20/05/2004 tarihli dilekçem sonrasında Eskişehir Valiliği aracılığıyla üç makamdan “dilekçeme cevap hakkım” belirtilmiş ve konuyla ilgili bilgi talep edilmiştir. Odunpazarı Belediyesi konuyla ilgili tarafıma “eksik” bilgi vermiştir. Sözkonusu 1. Derece sit alanındaki “kaçak villalarla” ilgili  16 adet parsel numarası bidirilmiş, kalan 14 adet parseldeki “kaçak villalara” verilen “tadilat ruhsatları” yazıda belirtilmemiştir. Başsavcılık Makamınızdan, Odunpazarı Belediyesi’nden yeni bir bilgi talep edilmesini, ayrıca barikatlarla kapatılmış olan  “Eski Değirmen Yolu” ile ilgili bilgi talep edilmesini, “Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu” olarak belirtilen kurulun vermiş olduğu “raporun” talep edilmesi, ayrıca bu kuruldaki şahısların kimliklerinin istenmesini, ayrıca şahsıma gönderilmesini  talep ediyorum. Bu bilgilerin dört sene önce şahsıma verilmesi gerekiyordu. Odunpazarı Belediyesi’nin de “sahte belge” olayına karışabileceğini düşünmekteyim.
          KONU 8. Başbakanlık Makamı’na 20/05/2005 tarihli dilekçem sonrasında Eskişehir Valiliği aracılığıyla, “Eskişehir İl Kültür Müdürlüğü”nden de  “bilgi” talep edilmiştir. İl Kültür Müdürü bu konuya duyarsız kalmış ve “3071 sayılı dilekçeye cevap hakkı kanunu”na riayet etmemiş, yasalar önünde “suçlu” duruma düşmüştür. Eskişehir’de Adaletimizin zirvesini temsil eden siz Başsavcı’dan, “Eskişehir İl Kültür Müdürlüğü”nden konuyla ilgili yazılı bilgi istenmesini ve tarafıma gönderilmesini talep ediyorum.
          KONU 9. Başbakanlık Makamı’na 20/05/2005 tarihli dilekçem sonrasında Eskişehir Valiliği aracılığıyla, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan “bilgi” talep edilmiştir. Başkan Büyükerşen bu konuya duyarsız kalmış ve “3071 sayılı dilekçeye cevap hakkı kanunu”na riayet etmemiş, yasalar önünde “suçlu” duruma düşmüştür. Ayrıca 21/08/2004 tarihinde bu isteğimi  dilekçeyle Sayın Büyükerşen’e iki defa bildirdim.Sayın Büyükerşen, “4982 sayılı vatandaşın bilgilendirilmesi” kanununa da riayet etmemiş ve suç işlemiştir. Eskişehir’de Adaletimizin zirvesini temsil eden siz Başsavcı’dan, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nden konuyla ilgili yazılı bilgi istenmesini ve tarafıma gönderilmesini talep etmekteyim. Çünkü Sayın Büyükeşen’i hala şu iddialarla suçlamaktayım:“1. Dereceden sit alanının yağmalanmasına göz yumak.” “Bu sit alanının imara açılmamasına rağmen, yapılan lüks villalara Odunpazarı Belediyesi’nin vermiş olduğu “Tadilat Ruhsatlarına” gözyumuş, bu sahte ruhsatları onaylamıştır. Yani sahte belge düzenlenmesine ortak olmuştur.” “Seçim yoluyla kendisine emanet edilen asli görevini kötüye kullanmıştır.” “1. Dereceden sit alanına yapılan 30 adet kaçak lüks villanın açılışını yaparak, görevini ikinci defa kötüye kullanmıştır.” “Hiçbir kimse, bir başkası için kendini ateşe atmaz. Şenol Ilgaz, Başkan Büyükerşen’in oğlu mudur ki, bu yasa dışı işlere göz yummuştur?  Bu yasadışı işlemlerin karşılığında Büyükerşen ne almıştır?” Büyükerşen’i dört senedir suçlamaktayım. Dört senedir ilgili makamlara sunduğum mektuplarımda ve dilekçelerimde Büyükerşen  ve iddia ettiğim suçları hep olmuştur. Dört senedir şahsımı dava etmemiştir. Seçimlerin yaklaştığı bir zamanda şahsımı dava etmeye karar vermiş, isteksizce, şahsıma iftira eden savcıların yanına sığınarak, kurtuluşu "kamu davasında" bulmuştur. Dört senedir şahsımla muhatap olmayan Büyükerşen, neden şimdi şahsımı muhatap kabul edip dava etmiştir?” Bu cevapları ilgili makam olan Eskişehir Büyükşehir Belediyesinden talep edemeyen makamlar, şahsıma “kamu davası” açmakla zaten suç işlemektedir. Ayrıca, "tadilat ruhsatı"nın hangi şartlarda verilebileceği konusunda, Başkan Büyükerşen'in yazılı açıklama yapmasını ve Başsavcılık Makamı aracılığıyla şahsıma gönderilmesini talep ediyorum.
          KONU 10. Kızılyer Mevkii, Cevdetbey sınırları içinde  olan ve  1. Dereceden sit alanı olduğu Eskişehir Cumhuriyet Başsascılığı tarafından da “tescil” edilen, imara açılmamış bu “tarım alanının”  büyük kısmı Ilgaz AŞ’ye aittir. İkinci parçası Fahri isimli bir şahısa aittir. Bu sit alanında son 14 sene içinde, toprak altında ve üstündeki değişikliklerin tespiti için, ayrıca aynı sene süresince Fahri isimli şahısa ait olan  sit alanında değişikliklerin tesbiti için Eskişehir İl Kültür Müdürlüğü’nden  bilgi talep edilmesi ve aynı bilgilerin şahsıma da verilmesi gerekmektedir. Bu davada Kültür Müdürü “taraf” olmak zorundadır. Hangi tarafı seçeceğini kendisi belirlesin.
          KONU 11. Birinci dereceden sit alanındaki 30 kaçak villaya “tadilat ruhsatı” ve “inşaat ruhsatı” veren  tüm ilgili şahıslardan ifade alınması gerekmektedir. Özellikle ilk Başkan Ayhan Boyer’den…
          KONU 12. Sümer Mahallesi Muhtarı Abdullah isimli şahısın ifadesinin alınması gerekmektedir. Sit alanının yağmalanmasına gözyummuş ve kaçak villaları bildiği halde ilgili makamlara bildirmemiş, görevini kötüye kullanmıştır. Bu şahısla makamında görüştüm, ancak ağzı öyle sıkı biri ki, “rüşvet aldığını” dahi iddia edebilirim. Bu şahıstan alınacak ifade tutanağının bir nüshasının şahsıma gönderilmesini siz Sayın Başsavcı’dan talep ediyorum.
          KONU 13. Ilgaz Çetesi’nin üçüncü lideri Mehmet Ilgaz’ın “ölümüne sebep olduğu” Ruhi Güner ile ilgili ifadem, dört senedir ısrar etmeme rağmen hala alınmadı. Siz Sayın Başsavcı tarafından bizzat ifademin alınması, doğru olanların ortaya çıkması gerekmektedir.
         KONU 14.  Ilgaz Çetesi’nin  1. Derece sit alanından ve bu sit alanının içinde bulunanFrig Kralı Midas’ın mezarından yasa dışı yollarla çıkarılan, ayrıca yine yasa dışı yollarla yurtdışına kaçırılıp satılan ve 14 senedir süren “tarihi eser kaçakçılığı” ile ilgi ifadelerimin alınması gerekmektedir. Bunu ısrarla siz Sayın Başsavcı’dan talep ediyorum. Ayrıca bu yasadışı işler konusunda Ilgaz Çetesi ile suç birliği yapan şahısların ifadelerinin alınması ve yargı önüne çıkarılması gerekmekterdir.
         KONU 15.  Subay Orduevi ile ilgili iddialarım çok önemlidir. 2002-2003 seneleri içinde Ilgaz Çetesi tarafından “yenileme” işleri yapılan sözkonusu bina tehlike arzetmektedir. 1999 senesinden sonra Eskişehir’de deprem olmamıştır. Fakat bundan sonra “olmıyacak” anlamına gelmez. Yıkıcı bir deprem beklemeye gerek yok. Beş şiddetinde bir depremin Eskişehir’de tek yıkacağı bina Subay Orduevi olacaktır. Deprem bekliyorum. Fakat isteğim bu değildir. İlgili makamların Subay Orduevi binasını “çelik kontrüksiyonlarla destekletmesi” gerekmektedir ve bu zaruret içermektedir.  Siz Sayın Başsavcı’ya ısrarla bir kez daha iletiyorum: Bu bina yıkılırsa, ilk sorumlu tutacağım şahıs siz Sayın Başsavcı ve Başbakan Recep Tayyib Erdoğan olacaktır. Başbakan'a yazdığım tüm mektuplarda ilk konum Subay Orduevi olmuştur. Tüm pisliklerine rağmen Ilgaz Çetesi’ni Başbakan korumaya devam ediyor. Eskişehir’de bir felaket yaşanırsa Başbakan’ı kim koruyacak, merakla bekliyorum.
         KONU 16. Ilgaz Çetesi, Emlakbank’tan 16 milyon dolar kredi almış, hile yoluyla “iflasını” göstererek krediyi iç etmiş, yani Devletin Bankasını hortumlamıştır.Horumlanan bu parayı Devlet üstlenmiş, fakir fukaranın vergi olarak ödediği  "tüyü bitmemiş yetimlerin hakkı" hazineden karşılanmıştır. Ilgaz Çetesi, bu hırsızlığının sonucunda hiçbir zaman yargı önüne çıkarılmamıştır, çünkü bu pislikleri her zaman koruyan, himaye eden birileri olmuştur. Fakat ısrarlı bu mücadelemin sonunda kaç tanesi "kalacaktır" merakla bekliyorum. Beş elebaşından oluşan bu çetenin, Devlet Bankasını kasıtlı olarak “soymak” suçundan yargı önüne çıkarılmasını siz Sayın Başsavcı’dan talep ediyorum.
         KONU 17. Osmangazi Üniversitesi, Ilgaz Çetesi tarafından  “sahtecilik” yoluyla yağmalanmıştır.  Yaptığı binaların incelenmesi gerektiği gibi, Osmangazi Üniversitesi eski Rektör’leri ve işbirliği içinde olan diğer yöneticilerin sorgulanması gerekmektedir. Sayın Başsavcı’m, Osmangazi Üniversitesi binalarını bizzat sizin gezerek incelemenizi talep ediyorum. İsmini vereceğim Fakülte binalarını bizzat siz inceleyin ve Sayıştay tarafından incelenip incelenmemesi gerektiğine siz karar verin. Bu konu hakkında siz Sayın Başsavcı tarafından bizzat ifademe başvurulması gerekmektedir.
         KONU 18. Sayın Başsavcı’m. Ilgaz Çetesi’nin üçüncü bir cinayeti daha vardır. Bu konuda bizzat sizin, şahsımdan ifade alması gerekmektedir.
       Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün siz Sayın Başsavcı’ya havale ettiği, “tayin ve takdirini” beklediği şahıslarla ilgili suç duyurularımı bir kez daha yineledim. Yukarıda adı geçen şahıslarla ilgili işlem yapmanız ya da yapmamanız siz sayın Başsavcı’nın takdirine bırakılmış. Şahsımı kaale alarak “doğru olanı” yapmanızı bir kez daha istirham ediyorum. Olması gereken Adalet’in Eskişehir Adliyesi’ne  bir gün uğrayacağını biliyorum ve sabırla bekliyorum.  
            Makamınıza saygılarımı sunuyorum.                       22.02.2008    



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder